Dünyadışı bir bölge: Doğu ve Kuzey İzlanda


Höfn'e yol alıyoruz, Höfn'de havaalanı da olmasından etkilerek büyükçe bir şehirle karşılaşacağımızı sanıyoruz. Ama yok öyle bir şey. Höfn, bir liman kasabası. Tabii nispeten bir çok yere göre daha büyük bir kasaba diyebiliriz. Bir restoran, bir büfe, bir benzin istasyonu ve bir sürü ev olduğunu düşünürseki, yol boyunca 10 kilometrekare başına sadece bizim sayemizde iki olan kişi sayısı, bir anda kilometrekare başına 0.35'e yaklaşıyor :)

İzlanda'nın toplamında km2 başına 3 kişi düştüğü için (referans olması için, Turkiye'de bu oran 100, Istanbulda ise 2700) bir anda bu kadar çok kişiyi görmenin sarhoşluğu ile kendimizi bir limandaki bir tersaneye atıyoruz. Ancak kahve içmekten daha fazla oyalandıracak bir şey yok bizi bu şehirde. Yollarda olmak, manzaraya bakmak daha keyifli.

Doğu fiyorlarında yer yer durup fotoğraf çekerek Egilsstadir şehrine doğru gidiyoruz. Yolun bu kısmı batıya kıyasla daha az kalabalık ve bozuk. Hava daha soğuk, hatta yağmurlu.

Yolun ve havanın kötü olmasının demotivasyonu ile çok oyalanmadık doğu fyordlarından. Yol kenarından sahile insek biraz yürüsek puffin bile görebilirdik bir ihtimal... Geçmiş ola.

Saat 10 gibi ancak Egilsstadir'e vardığımızda hava inanılmaz soğuk. Yolda önünden geçtiğimiz cottagelarda yer bulamadığımız için bu gece kendimize bir otel bulalım artık diyoruz. Icelandair otelinde kendimize bir yer ayırtıyoruz hemen yanındaki Cafe Salt'ta yemeğimizi yerken. Bulutların da etkisiyle hava neredeyse karanlık olacak gibi bu sefer.

Sabah kalkar kalkmaz yola koyuluyoruz. İstikametimiz Dettifoss. Avrupa'nın en güçlü şelalesi. Eğer buraya bizim gibi doğu tarafından elinizdeki haritaya ve önünüzdeki navigasyon cihazına güvenerek giderseniz siz de bizim gibi yanlış (belki de görüntü tarafından doğru ancak çekilen ıstırap açısından yanlış) taraftan ulaşırsınız. Çok detay gibi gelecek ama 27 km'lık 890 numaralı karayoluna saptığımızda buraya "karayolu" demenin çok iddialı bir tanımlama olduğunu keşfettik.

Bulunduğumuz yolun Dettifoss'a ulaşacağından da son 300 metreye kadar asla emin olamadık.

Gördüğümüz manzara çektiğimiz azaba gerçekten değdi - tabi tam o sırada şelalenin öbür tarafında duran tur otobüslerinin daha sağlam bir yoldan gelmiş olduklarını da anlamış olduk.

Niagara ya da Igauzu olduğu söylenemez ama Dettifoss kıyısından da uzun süre kalkası gelmiyor insanın. Mest olmuşcasına oturduğunuz yere çakılıyorsunuz.

Oturduğunuz yerden kalktığımızda malesef geldiğiniz yoldan geri dönmemiz gerektiği gerçeği saniyesinde suratımıza çarpıyor.

Dettifoss sonrası rotamız Lake Myvatn gölü. Yol üstünde Hverir'den geçiyoruz öncelikle. Burası bir yerleşim merkezi değil. Kükürt ve çamur göllerinden oluşmuş yüksek ısılı bir jeotermal alan.

Yerden yükselem kükürtlu dumanın kokusunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Yüzyıllar önce İzlanda'da kükürt madenciliği yapılarak barut imal edilirmiş. Şimdi bu barışcıl topraklarda bunu daha çok turizm amaçlı kullanıyorlar.

Insanın kendini gene Mars'ta hissettiği yerlerden biri olan Hverir'den sonra dünyamıza geri dönüyoruz ve karşımızda ünlü Myvatn gölü var.

2300 sene önce bir volkanik patlama sonucu oluşmuş bu gölün bu kadar popüler olmasının birçok sebebi var.

Bunların en başında benim pek ilgimi çekmeyen "kuş izleme" aktivitesi geliyor. Gerçekten hayatınızda görmediğiniz cinsten bir sürü çeşidi burada görmek mümkün. Aktivite ilgimi çekmiyor tamam ama kuşlar gerçekten güzel. :)

Diğer bir konu ise Myvatn göl çevresinin nefis bir kamp alanı olması. Burada birkaç gün geçirip her günü farklı bir aktivite ile doldurabilirsiniz. Dettifoss, Husavik, Askja gibi yerlere turlarla ya da kendiniz gidebilirsiniz. Etrafta konaklayabileceğiniz onlarda pansiyon var. Uzun yürüyüşlerle veya bisikletle kraterlere de gidebilirsiniz. Mesela biz yakınlardaki bir kratere ufak bir yürüyüş yapıyoruz.

Myvatn gölünün en popüler aktivitesi ise termal havuza girmek.

Termal havuzlar, ya da göletler, İzlanda'nın hemen her yerinde var. Bunların en popüleri Reykjavik yakınlarındaki Blue Lagoon. Oldukça turistik olan bu havuza gidip gitmeme kararını henüz vermiş değiliz aslında. Turistik olmayan havuzların çoğu ise 4x4 araçlarla gidilebilen orta kısımlarda yer alıyor.

Myvatn'daki havuz bu bakımdan, gene turistik ama blue Lagoon kadar turistik olmayan bir ortam sağlıyor. "Buraya kadar geldik, o havuza girilecek" kafasındayız ama hava 6 derece iken soyunma odası ile havuz arasındaki 40 metreyi mayo ile ıslak olarak (duş almak mecburi tabi ki) geçecek olma düşüncesi insanın aklını bir süre meşgul ediyor.

Veeeee.. pişman değiliz..

Dışarısı 6 dereceyken 24 derecelik suda 45 dakikaya yakın takılıyoruz.

Havuz sefasından sonra aynı yerde çorbalarımızı içip saat 6 civarı yola düşüyoruz. Akşam 8 olmadan Akureyri'deyiz.

Akureyri ikinci büyük şehri İzlanda'nın. En büyük kent olan Reykjavik'te İzlanda'nın 300bin kişilik nüfusunun üçte ikisi yaşarken, burada ise sadece 18bin kişi yaşıyor.

Kuzeydeki bu kente gelir gelmez kuzey buz denizinin etkisini hissediyoruz. Akureyri Backpackers

hostelinin barında oturup biralarımızı yudumlarken, gece bu soğukta bir pansiyon bulmaya karar

veriyoruz. Airbnb sayesinde oturduğumuz bara birkaç metre uzakta bir hediyelik dükkanın üst katındaki odalardan birini tutuyoruz.

Ertesi gün gezdiğimiz Akureyri, küçük ama sevimli bir şehir. (140 kişilik yerlerden sonra buraya kasaba demeye dilim varmıyor)

Yaklaşık 250 metre uzunluğundaki alışveriş caddesinin başındaki tabela bir nevi neler yapabileceğinizi özetliyor şehirde.

Öğlene kadar olan vaktivimizi etkin kullanabilmek adına yakındaki

botanik bahçesine gitmeye karar veriyoruz 6 ay kadar süreyi sıfırın altında derecelerde seyreden bir yerde botanik bahçesinden çok da fazla bir beklentimiz yok.

Fazla bir beklentimiz yokken renk renk gelincikleri görmek doğal olarak şaşırtıyor bizi. Oldukça uğraşılmış, her bir çiçekle tek tek ilgilenilmiş bir bahçe burası. Belli ki, kışın tamamını seraya alıp, bakımını devam ettirip, baharda tekrar dışarı ekiyorlar. Deli işi :)

Evleri ayrı sokakları ayrı renkli ve neşeli Akureyri'nin..

Akureyri'den çıkıp kuzeyin belki en sabırsılıkla beklediğim etkinliği için harekete geçiyoruz. Balina izleme!

Kuzeyde bu turları gerçekleştiren dört ana liman var: Husavik, Akureyri, Hauganes ve Dalvik. Husavik'ten çıkanlar anladığım kadarıyla en popüler olanlar ama özel bir sebebi var mı emin değilim.

Kalan üçü arasında sadece Dalvik'ten kalkan gemide üstümüze kıyafet de veriyorlardı. O sebeple Dalvik turunu seçtik. Doğru da yapmışız.

Önce uzaktan iki kuyruk görme sevdasıyla donarak öleceğiz diye endişeliyim. Ancak kıyafetlerimizi süper koruyucu. Fyordun dışına çıkacağız sanıyordum ancak içinde dolaşıyoruz. Adamlar inanılmaz başarılı. Suyun üstündeki en ufak püskürmeden orada balina olduğunu anlayıp balinanın bulunduğu yere kadar gidip bize sadece çekim yapma işini bırakıyorlar.

Tekneden indikten sonra hemen istasyona yakın bir çorbacı öneriyorlar. Mönüsünde sadece çorba ve salata olan, onları da açık büfe olarak yiyebildiğin kadar şeklinde sunan, sade sevimli bu kafede karnımızı doyurup tekrar yola düşüyoruz.

Aşağıdan tekrar 1 numaralı yola bağlanmak yerine yarımadayı kuzeyden, en kuzeyden, kuzey buz denizi kıyılarından geçerek dolaşmaya karar veriyoruz. Birçok yerde fyorların kenarından gitmek yerine, dağın içinden eçen 7-8 km'lik tek şeritli tüneller yapılmış. Tünellerin içindeki ceplerde yol vererek ilerlemek oldukça yorucu, ama her tünelin çıkışındaki manzara da bir o kadar nefes kesici oluyordu.

Güneye doğru devam ediyoruz.

Bunları da sevebilirsiniz:
Hakkımda

Her anını gezerek geçirmeye gönüllü bir yay burcuyum. 50nin üstünde ülkeye gittim ama dünyanın tamamını gezdim diyebilene kadar da hic bıkmayacağım gezmekten. E bu da kısa vadede olacak gibi değil:)

Devamı

 

Tag ile arama